Göz Ağacı

Göz Ağacı

Doğduğum zamana ait anılarımı hatırlamayacağımı söylüyor annem, kimse tarafından inandırıcı bulunmasam da hatırlıyorum.  Sürekli maviler giydirilen bir bebek oldum, mavi tulum, mavi patik, mavi bere. Bana sorsalar bebekler maviyi sizin sevdiğiniz kadar sevmez sürekli tek renk içinde olmak çok sıkıcı derdim, ama soran olmadı. Beşiğim bir küçük pencerenin tam karşısında duruyordu, pencereden sızan yarım yamalak ışığı ve hızlıca beliren gölgeleri izlerdim. Mutfağın kapısı yoktu,  yattığım yerden bütün gün annemin bir sağ köşeye bir sol köşeye koşturmasını seyreder sol tarafa geçince de onu göremezdim, ama sesini hep duyardım çünkü bütün gün benimle konuşurdu ne yaptığını tek tek anlatırdı.

-çorban için bu sebzeleri haşlıyorum, bunları yiyerek kocaman olacaksın

Ya da

-bugün baban geç gelecek yemeği birlikte yeriz

Halbuki hep geç geliyordu ve biz yemeği hep birlikte yiyorduk önce ben tabi sonra bir dirseği masaya dayalı tek başına annem, bundan şikayetçi olduğunu tek bir gün duymadım. Babam ilgisiz bir adam değildi ama çok çalışıyordu işinden fırsat buldukça annem ve benle ilgileniyordu. Pek dışarıya çıktığımız hatırlamasam da çokça evde geçen anıları hatırlıyorum.  Daha çok çevreyi hiç görmediğim küçük pencereye bakardım, yağmurun yağdığını pencerenin kenarından inen yağmur borusundan sular hızlıca boşalınca anlardım güneş açtığı zamanda karşı binadaki bir dairenin camına vururdu bizim küçük evimize yansırdı, karşıdaki binayı hiç görmedim.

Sabah olduğunda hızla geçen topuklu ya da topuksuz çok ses çıkaran veya uçar gibi yürüyen bir sürü insanın sesini duyardım, aynı sesler akşam da tekrarlanırdı. Öğlenleri ise bir tekerleğin yine tekerlek olduğunu annem söylemişti yarısına kadar görürdüm. Bol paçalı rengi pek değişmeyen pantolonu ile taze sebzeleri olduğunu ilan eden bir adam sesi. Annemle sohbetimizde ki ben daha çok dinleyiciydim, benim kocamam olmam için her gün pişirdiği güzel sebzeleri kapımıza kadar getirenin bu adam olduğundan bahsediyordu.

Bir akşam babam yine yemeğe geç kalmıştı, ama bu defa durumun farkına bile varmayacağımız elinde büyük bir paket ile gelmişti.  Paket duvara dayandı ama açılmadı usulca beklemeye başladım, babam annemin yanında mutfakta fısıltı ile konuşuyordu kapısız kapının önünde minik adımlarım ile yavaş yavaş yürüyordum.  Annemin fısıltıları ve tıs tıs sesinin ardı arkası kesilmiyordu babam sessizdi, dakikalar sonra beni fark etti ‘masaya otur geliyoruz’ diye seslendi. Bu paket neyse artık masa da ilan edilecek diye düşündüm, masadaki yerimi aldım hem sandalyeye oturup hem kendimi masaya yaklaştıramıyordum. Babam masaya otururken önce sandalyemi masaya doğru itti yerine geçti ve artık birlikte yıllarımı geçirdiğim yatağıma sığmadığımı söyledi, aslında dizlerimi biraz kırınca sıcacık yatağımda güzel uykular çekebiliyordum. Ama kara verilmişti yemek sonrası yine de büyük bir heyecanla karyola kurulmaya başlanmıştı babamın böyle işlerde maharetli olduğunu bilmiyordum, ama çarçabuk kurmuştu yatağı tek bir şeyi unutmuştu ölçü almayı. Yeni yatak eskiyi yerinden etti,  etti de yerine de sığmadı ‘diğer oda daha büyük oraya alalım’ dedi annem ama orada pencere yok ki diyebildim.  Diğer odaya kurulan karyola yeni uyku inim olamamıştı gece herkes uyuduktan sonra kalkıp pencerenin önüne geliyordum ince battaniyemi yere serip üzerinde uyuyordum, bir gün uyuya kalıp yakalanıncaya kadar pencerenin önünde uyumaya devam ettim.

Annem ve babam dışında sabahları, akşamları, yağmuru ve güneşi tek görebildiğim pencereden uzaklaştırılmıştım. Annem anlatıyor ben dinliyordum ama çoğunlukla suskundum,  dışarıda olan biteni dinlemek istiyordum annemin konuları arasında dışarısı pek yoktu. Oysa daha dün bir adam sevdiği kadın olduğunu düşündüğüm kadına çünkü gözlerin artık bende değil diyordu. Adamın kahverengi bir pantolonu vardı kahverengi de ayakkabısı, kadının ise diz altında eteği yeşildi. Kadın sabit duruyordu adam ise bir ileri bir geri yürüyordu hızlı hızlı, onları takip ediyordum. Uzayan konuşma sırasında kadın  arkasını dönüp hızlıca uzaklaşınca adamda peşinden koşmuştu sonra ne oldu bilmiyorum. Ender olurdu babamla birlikte yemek yediğimiz, ama bu akşam erken gelmişti ve birlikte sofraya oturmuştuk suskunluğum fark edilir diye bekledim, ama fark edilmedi sonunda söyleyiverdim dışarı çıkmak istiyorum. Öylece yüzüme baktılar annemin hikayesi de susmuştu, ikisi de ses çıkarmadan tekrar yemeklerine geri döndüler.

Gece fısıltı ile konuştuklarını duydum, yeni karyolanın yerinden konuşulanlar duyulmuyordu merak da etmiyordum doğrusu. Oysa dışarısı öyle miydi?

Geçen günler hep aynıydı uzun paçalar, kısa etekler, makosen ayakkabılar, topuklu ayakkabılar ve uzun güneşli günler. Dışarı çıkma isteğim unutulmuştu bu istek duyulmuş muydu?

Babam bir akşam elinde bir saksı ile geldi eve önce annem sevindi. Nişanlılık günlerinden beri çiçek almamıştı ama sevinci uzun sürmedi, çiçekler bana gelmişti. Şaşırdım ama annem sevindiği için bende sevindim ilk defa çiçek alıyordum bunun anlamı ne bilmiyordum. Çiçeği ne yapacaktım, nasıl bakacaktım? Şaşkınlığım çok uzun sürmedi tek tek ne yapmam gerektiğini anlattı babam. Az da olsa olsa ışık alması gerekiyordu bu nedenle pencerenin önünde ve dışarıda tutacaktım çiçeği. Dışarı çıkma isteğimi unutmuştum her gün çiçeğimle ilgileniyordum,  su veriyordum, onunla konuşuyordum annemle konuştuğumdan daha çok. Yapraklarına küçül ellerimle dokunuyordum, yeşil ama kadife gibi biraz üzeri tüylü yaprakları vardı.  Sokağı dinliyorduk birlikte. Büyüyordu, hızla boyu uzadı saksıya sığmaz oldu kökleri sarktı alttan üstten, sanki ben ona dokundukça yaprakları da bana doğru uzanır gibi büyüyordu. Başka bir saksıya dikilme zamanı gelmişti, annemle birlikte pencerenin tam önüne diktik. Yerini sevdi diyordu annem, nasıl yerini sevmek ben aylarca yatağımın yerini sevmemiştim sanırım onun gibi bir şeydi bu. Benim gibi o da uzadı boyum pencere biraz daha yaklaşmaya başlamıştı minik çiçeğim ise kocan bir ağaç oldu dallarının ucunda beyaz pamuk gibi tomurcuklar olmaya başladı, boyum uzamasına rağmen beni aşmıştı babama bakar gibi bakıyordum artık ona. Böyle uzamaya devam ederse artık onu da göremeyecektim dokunabileceğim bir tek gövdesi kalacaktı, beyaz siyah tomurcuklarını nasıl görecektim bu durum kafamı oldukça meşgul ediyordu artık uzama diye bağırdım ona ve odaya kapandım sonra.

Taze günlük sebzelerim var sesi ile uyandım öğlene kadar mı uyumuştum, hiç bu kadar geç kalkmazdım annem neden uyandırmamıştı ki.  Salona gittiğimde annem pencerenin önünde öylece dikiliyordu, odanın içi aydınlıktı güneşin bu kadar parlak eve vurduğunu pek hatırlamıyorum. Bu defa karşı pencereden yansımıyordu genellikle soğuk olan evimizin içi sıcacık olmuştu. Yıllardır paçalarını gördüğüm sesin kendisini görmüştüm yarısını bildiğim arabasının tekerleklerinin artık tamamını biliyorum.  Yağmurdan yağmura sesini duyduğum su borusunu bile görmüştüm, annem hiç sesini çıkarmadan gözleri büyümüş ve dudakları yarı açık ağacıma bakıyordu.

Tomurcukları açılmıştı her biri kocaman göz göz açılmıştı, dalların her birinin ucunda gözler sarkıyordu bütün dünyayı göreceğim gözlerdi bunlar, bunu biliyordum.

Reklamlar
Göz Ağacı

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s