Gölgeler ve Işıklar

 

0aa7b1ac528f9925f7a1682c67e6c86e

“Bu misafir henüz evliliğiniz için erken değil mi” diye sordum, cevabı “ama çok istiyor” oldu. “Sen daha çok gençsin, biraz daha düşünsen” dedim, “ama çok istiyor” dedi. Sonunda “sen istiyor musun” dedim, duraksadı ilk defa sanki o an düşünüyormuş gibi bilinmezlikle şaşırdı, cevabını beklemedim “neyse sağlıkla gelsin” diyebildim. Doğruldu ve giyindi, sessizliğe bürünmüştü bütün soru işaretlerini ona bıraktığım için biraz daha rahatlamıştım.

Çalan telefon ile saati fark ettim buradan ayrılmalıydım artık, yüzümde gülümseme ile odadan çıktım. Yolda yavaş ve uzun adımlar ile yürürken ellerimi belimde birleştirsem hepten karga gibi yürürüm diye düşündüm, ne yaptığımı düşünmemeye çalışıyordum. Aslında iyi bir şey yapmıştım kararsızdı besbelli, üstelik o kocası olacak meymenetsiz de yarın öbür gün ya onu aldatacaktı ya da kötek atacaktı. En azından kısa bir süre düşünür, bu da bir şey diye geçirdim içimden. Yavaş yavaş bu işi sevmeye başlamıştım, tarifsiz bir keyif almıyordum ama işe yaradığına inanıyordum.

Kargalar gibi uçamasam da uzun bacaklarımı açarak yeni görev yerine varmıştım, ikinci kata çıkmam gerekiyordu. İnce, dar ve dönerek çıkılan merdivenlerde karga olmak avantaj olmadı, yan yan yavaş adımlarla kapının önünde belirdim. Kahverengi çift kanatlı eski bir kapıydı, ama temizdi bir tek toz tanesi bile yoktu.  Hemen gözüm yeni kimliğime kaydı Nörolog Nazan Yıldırım, zor olabilir diye düşündüm hızlıca uzaklaştım bu fikirden. Böyle ayak bağı olacak fikirlere yer olmamalıydı zihnimde, kapıdan süzülüp geçtim oturdum masamın başına. Çok geçmeden Arif Bey kapıyı tıklattı, kapı açılır açılmaz önce büyük ayaklarının ucu dikkatimi çekti, aşınmış ama boyalı ayakkabısı kendinden önce odaya giriverdi. Sonra ufak kapı aralığından kayarcasına bedeni girdi, uzun boylu ve uzun paltolu bir adamdı. Daha yakından incelemek için hemen karşımdaki koltuğa buyur ettim, onu uzun uzun seyretmek istiyordum,  söylediklerimi iyice anlamasını ve o sırada gözlerine bakmayı da. Hemen yayılmadı önce tedirgin ama kıvrak vücudu ile ucuna oturdu koltuğun. Gözlerime dikti gözlerini, içime doğru bakıyordu, söyleyeceklerim dudaklarıma dökülmeden aklımdan geçenleri görmeye çalışıyordu, gülümsedim. Göremeyecekti hiçbir şey, ama ben ona söyleyecektim her şeyi. Biraz hoşbeş etmeliydim, hemen söylersem şoke olurdu ben ise şoke olmasını değil bir sonraki adımı yaşamasını istiyordum geçmişi ve geleceği ile yüzleşmesini.

“Arif Bey buraya gelirken epeydir duyduğunuz çınlamalar da eşlik etti mi size?”

Titrek bir sesle düşünmeden kısa cevabı geldi “evet” hemen arkasından ekledi “çok da baş ağrım var ağrı kesiciler fayda etmiyor bıçak saplanması gibi ağrılarım var”

“Ağrılarınız giderek artacak Arif Bey, bu ağrılara maalesef çaremiz yok”, boş boş baktı bir an o boşluğu yakalayıp devam ettim “ hızla büyüyen ve omuriliğe kadar yayılmış bir tümörünüz var”. Dudakları yarı aralanırken boğazı düğümlendi, tıslama ile fısıldadı Arif Bey “ölecek miyim?” “ölmezseniz bir mucizeye tanıklık ederiz “dediğimde biraz sallanarak koltuktan doğruldu eli ile izninizle der gibi aşağı yukarı salladı. Ayağa kalkmıştım düşerse yakalar mıydım, sanmam  ama Arif Bey odanın kapısını kapatır kapatmaz balkonun kapısını açtım. Küçük bir balkondu sigaramı yaktım, sokağın vuran ışığına doğru üflediğim duman kaybolurken Arif Bey karşı kaldırıma geçti. Bir süre durdu eliyle yüzünü kapadı, sigaramı içmeye devam ettim her içime çekişte izmaritin yanma sesi sırasında gözlerimi yumuyordum sonra açıp göğe bakıyordum. Arif Bey gitmişti, sigaram da bitmişti yere attığım izmariti vücudumun ağırlığını verdiğim ayağımla bir güzel ezdim, artık ayrılma vakti gelmişti. Bugün artık bir başka işim yoktu, yeni birisi ile karşılaşmaya gücüm de yoktu.

Aylarca peşinde gölge gibi dolaşmıştım, her Cuma öğleden sonra 15:37’de gelip aynı banka oturuyordu, yüzü duvara dönük sırtı ise ağaçlara. Artık sonuna gelmiştik yine bugün banka gelip oturdu, hızlı adımlarla yürüyüp aniden yanına oturuverdim, şaşırdı ama rahatsız olmadı. Onunla aynı duvara aynı sessizliği paylaşarak bakarak, oturdum. Birkaç saat sonra hareketlenir gibi oldu kalkacak sandım boşalttım bir çırpıda dilimdekileri, “artık hazırsın yapabilirsin sadece canın yanmasın, zaten çok yandı” dedim. Hafif yan döndü bir gülümseme kondu dudaklarına, bu habere sevinmiş gibiydi. Çantasından ilaç kutusunu çıkardı birkaç küçük damla su ile içti, “buradan sonra ziyaretlerine gidiyorum gelir misin?”dedi. Neredeyse bir yıldır yerimden ayrılmış gezintilerimi tamamlıyordum bir bakmak bana da iyi gelir diye düşündüm. Onu onaylayan başımla birlikte kalktık yürüdük, selvi ağaçlarının arasından geçerken Yağmur’u kucağında bebeği ve hemen arkasında umarsızca dikilen kocası ile gördüm hıçkıra hıçkıra bir mezar başında ağlıyordu. Şişmiş gözleri tanır tanımaz bir eda ile bana baktı bende mezarı başında beklediği Arif Beyin taşına. Yürümeye devam ettik, Leyla Hanım’ın gücü kalmamıştı, ama yolu da kalmamıştı. Oğluna ve eşine teslim etme zamanım gelmişti, onlara sarılır gibi toprağa sarılırken ben de yerime geçmiştim artık.

Biraz uyku hepimize iyi gelecekti.

Reklamlar
Gölgeler ve Işıklar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s